Asya ve Avrupa arasında yaklaşık 780 bin km2’lik bir yüz ölçümüne sahip olan ve kapladığı coğrafyada farklı iklim özelliklerinin görüldüğü ülkemizde yıllık yağış miktarının aritmetik ortalaması 642.3 mm’dir. Ayrıca bu yağış miktarının zamansal ve mekânsal dağılımındaki değişiklikler yağışların ihtiyaç duyulan zaman ve yere yağmaması ile sonuçlanmaktadır. Ülkemizde suyun kullanım alanlarına bakıldığında ise yaklaşık yüzde 15’i bireysel kullanımda, yüzde 75’i tarımsal sulamada ve yüzde 10’u da sanayide kullanılmaktadır. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bir bölge olan Ortadoğu’da yer alan Türkiye’nin her ne kadar 2000 yılına kadar, konuya gereken hassasiyetin verilmemesinden dolayı, su açısından sorun yaşayabileceği düşünülmese de iklim değişikliğinin ve su yönetiminin ihmali gibi nedenlerle bugün dünyada su sıkıntısı yaşayan ülkeler grubunda yer aldığı görülmektedir. Ülkemizin bu grupta yer aldığının en belirgin göstergesi günlük kişi başına düşen su kullanım oranlarıdır. Günümüz dünyasının modern kent yaşamında yeme-içme, bulaşık, banyo, çamaşır gibi günlük ihtiyaçlar için bireysel su kullanım oranının 150 litre olduğu hesaplanmaktadır. Ancak ülkemizde bu oran 111 litre olarak hesaplanmaktadır. Her ne kadar günümüzde su sıkıntısı yaşayan ülkeler sınıfında yer alsak da gelecek açısından durumun daha da kötüleşeceği tahmin edilmektedir. Çünkü 2030 yılları itibariyle nüfusunun 100 milyona ulaşacağı tahmin edilen ülkemizin gelecekte kişi başı su tüketiminin su fakiri olan ülkeler sınıfındaki oranlara gerileyeceği öngörülmektedir.
TÜRKİYE GENELİNDEKİ KURAKLIK TEHLİKESİ
Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan tatlı su kaynaklarındaki suların son yıllarda çekildiğinin görülmesi, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün yayınladığı son 3 ve 6 aylık kuraklık haritaları, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (Intergovernmental Panel on Climate Change-IPCC) yayınladığı raporda Türkiye’de yıllık sıcaklıkların bugüne oranla 3,1-5,2 oC civarında artacağının tahmin edilmesi kuraklığı yakın geleceğin en önemli sorunlarından biri haline geleceğini göstermektedir. Her ne kadar son yıllarda etkisini daha çok hissettirse de kentleşme eğilimlerimiz, tarımsal sulamada kullanılan yöntemler, beşeri nedenlerle ile istila edilen akarsu havzaları veya kirletilen su kaynakları ve tatlı suya olan talep artışının nüfus artışından da hızlı olması benzeri nedenlerle dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de kuraklığın oluşmasına neden olacak etmenleri uzun zamandır beslemekteyiz. Bu duruma ek olarak ülkemizde yağışların bazı bölgeler dışında miktar ve dağılımındaki düzensizlikler, günlük yaşamın her alanında kullanılan suyun kalitesinin artan sanayi ve diğer faaliyetler sonucu oluşan çevre kirlenmesi neticesinde düşmesi ve küresel iklim değişikliğinin etkilerinin artması yakın geleceğimizde daha şiddetli kuralıkların yaşanacağının açıkça göstergeleridir. Nihayetinde ise geleceğe yönelik yapılan bilimsel çalışmalar ülkemizin 2050 yılında su fakiri ülkeler sınıfında yer alacağını göstermektedir.
SU SORUNU İÇİN ÇÖZÜM YOLLARI
Kuraklığa etki eden faktörleri atmosferik koşullar, fiziki coğrafya faktörleri, iklim koşulları ve insan kaynaklı etkiler başlığında sınıflandırmak mümkündür. Kümülatif olarak artan, başlangıcının ve bitişinin belirsiz olduğu kuraklığın gerçekleşmesi durumunda birden fazla kaynak etkilenmekte ve ekonomik boyutları yüksek olmaktadır. Çünkü kuraklık günlük yaşamın her alanında ihtiyaç duyulan kullanılabilir suya erişimde büyük problemlerin oluşmasına neden olmaktadır. Bu sorunun açığa çıkmasının temelindeki etkilerin oluşum sürelerinin uzunluğu sorunun kalıcı olarak hızlıca çözülemeyeceğini de ayrıca göstermektedir. Her ne kadar kısa vade de tarım, sanayi ve evsel amaçlı kullanımlarda kayıpların önlenmesi, su havzalarının beşeri tahribatlara karşı korunması gibi önlemler geliştirilerek sorunun çözümüne katkı sağlanabilse de asıl olarak su yönetimine yönelik stratejik planlara ihtiyaç duyulmaktadır. Stratejik bir planlama için de öncelikle mevcut durumun ve karşılaşılacak riskin boyutlarının tüm yönleri ile ortaya konulması gerekmektedir. Su yönetimi teknik olarak çok disiplinli bir alan olması çalışmada farklı uzmanlıkların bir araya gelmesini gerektirmektedir. Bu nedenle ülkemiz için uzun vadede su sorunun çözümü sorunu ilgilendiren uzmanlıkların kapsamlı ve planlı çalışmalarıyla ve bu çalışmalardan elde edilen sonuçların yasalarla desteklenmesi ile mümkün olabilecektir.
DÜNYADA DURUM
Dünya yüzeyinin her ne kadar ¾’ü su olsa da tatlı su kaynakları mevcut suyun sadece yüzde 2.5’ini oluşturmaktadır. Üstelik bu tatlı su oranının yüzde 70’i buzullarda ve kar kütlelerinde bulunmaktadır. Bu rakamlar bizlere dünyada erişilebilir tatlı su kaynağının ne kadar kısıtlı olduğunu açıkça göstermektedir. Zaten dünya nüfusunun beşte birinin su sıkıntısı olan alanlarda yaşıyor olması da bu kısıtlılığı somut bir şekilde ortaya koymaktadır. Üstelik bu kısıtlılıklara 2050’li yıllara kadar yaklaşık 2.5 milyar daha artacağı düşünülen dünya nüfusu, sanayi devrimi ile katlanarak artış gösteren insan-iklim etkileşiminin neden olduğu anomaliler ve her geçen gün daha yüksek bir şekilde su kaynaklarına olan baskının artması su sıkıntısını dünyanın yakın geleceğinin en acil meselelerinden biri haline getirmektedir.